Haybeden Bir ‘Home Office’ Öyküsü

kışHome Office çalışmak her çalışanın hayallerindendir. Ben Kavacık’ta çalışıyorum ve İstanbul’un yaşadığı en son gerçek kar fırtınasında şirkette ciddi anlamda mahsur kalmış ve trafik bakımından çile dolu bir gün geçirmiştim. O gün, bir daha ne zaman gerçek anlamda bir kar yağışı İstanbul’u esir aldığında asla evden çıkmayacağıma dair yemin ettim. (Daha geçmiş yıllardan efsane bir kar maceram daha var, onu da okumak isterseniz burada.) Öyle ya, bilgisayar var, yüksek hızlı internet var, şirket hattı var, VPN var, ben ne demeye kendimi yollarda heder edeyim ki? Nedendir bilinmez, o kıştan sonra o denli şiddetli bir kar yağışı İstanbul’a bir daha uğramadı. Ta ki geçtiğimiz hafta başlayan kar söylentilerine kadar.

Buluttan Bildiriyor?

Geçtiğimiz haftadan beri bu pazartesi ve salı günleri için kar yağışı olacağı söylentileri ayyuka çıkmıştı. Bilinçli bir beyaz yaka olarak tedbirimi almış ve Cuma günü iş çıkışında hem laptopumu hem de şarj aletimi sırt çantama atmıştım. Cumartesi ve pazarı genelde bilgisayar başında ve çalışarak geçirdik eşimle beraber. Pazar akşamı otoparka giriş yaptığımda bir kaç aracın sileceklerini kaldırdığını gördüm. İstanbul’un arabalarını her şeyden çok seven tayfası da teyyakuza geçmişse demek ki beklenen gün artık çok yakındı. Ha yağdı ha yağacak, sokak lambası ışığında ucuşan tozlar kar mı lan derken geç bir vakitte uykuya daldım.

Sabah uyandığımda telefonumun ekranında Buluttan uygulamasından gelen şu iki bildirim vardı:

Buluttan Bildiriyor uygulamasından gelen İstanbul için hava durumu bildirimi bu şekildeydi. Şartlar Home Office için uygundu.

Beklenen gün gelmişti ve ben artık hazırdım.

Sırt çantamdan laptopumu, şarj aletimi ve mouse’umu çıkararak çalışma masama koydum. Kişisel masaüstü bilgisayarıma bağlı olan klavye ve ekranımın kablolarını söktüm ve laptopuma taktım. Köşede IKEA’nın ayaklı lambasından süzülen sarı, sıcak ve yumuşak bir ışığın aydınlattığı odada iş bilgisayarım açıktı ve ben çalışmaya hazırdım. Direktörümle aramızda, durumu anlayışla karşıladığı kısa bir görüşme yaptık, o günün önceliklerini konuştuk. Hiç merak etmemesini, tüm işleri evden de yapabileceğimi ve gün içine planlanan iki toplantıya da Skype üzerinden katılacağımı söyledim. Memnuniyetle yazışmayı sonlandırdık.

Gün ağırmaya başlarken ve saat 08:30’u gösterirken, o beklenen ve söylenen kardan çok uzak incecik bir kar Acıbadem semalarında süzülürken ben, uzun aylar sonra ilk defa evden çalışıyordum. Yıllar önce verdiğim yemini de bir nevi tutmuş oluyordum.

Home Office Gününde Neleri Çok Sevdim?

  1. O gün evden çalışacağım netleşir netleşmez yaptığım ilk şey üzerimi değiştirip tekrardan pijama altı giymek oldu. Bir Türk erkeği ile pijamaları arasında tarifi zor bir ilişki vardır.
  2. Ofisin o çok sevdiğim goygoy ortamından bir günlük dahi uzakta olmak ve tek başıma evde odaklanabilmek iyi gelmişti.
  3. Nina, bütün gün arkamdaki koltukta oturup, manevi anlamda yanımda oldu ve tam anlamıyla bir yalnızlık hissi içine düşmememe yardımcı oldu. (Bazen de şımarıklık yapıp kucağıma tırmanmaya da çalıştı.)
  4. Açık ofis ortamında yapmanın mümkün olmadığı şekilde, Spotify’da dilediğim müzik listesini dilediğim ses seviyesinde dinledim. (Günün favorisi Road Trip to Tokyo playlisti oldu)
  5. Ortak alana bağlanabilmek için VPN, şirket içi iletişim için Skype for Business ve ajanslarla görüşme için Slack gerçekten bebeklerimdi.
  6. Mesainin bittiği 17:30 anında EVDEYDİM. Ya bu gerçekten zenginliklerin en büyüğü ve Home Office ‘in en büyük lüksü sanırım.

Home Office Gününde Neleri Pek Sevmedim?

  1. Yemek işini beceremedim resmen. Sabah, sanki bir suç işlemişim de yakalanmamaya çalışıyormuş gibi bir ruh hali ile 08:30’da bilgisayarın başına geçtim ve nefes almadan e-mail yanıtlamaya başladım. Normal şartlarda ofisteyken kahveydi tosttu su sişesini doldurmaydı derken saati 09:00 eden ben; saat 10:00’da kahvaltı tabağını önüme daha yeni alabilmiştim.
  2. Öğle yemeği ise tam bir facia. Kavacık’ta iş merkezine yakın restoranlar belli ki daha sistemli ve hazır çalışıyorlar ki 11:30 civarı verilen bir sipariş mutlaka en geç 12:00 – 12:15 sularında ofie ulaşıyor. Acıbadem’de 11:30 gibi söylediğim yemek 12:50 gibi ulaştı. 13:00’de de telco olduğu için öğle yemeğini anca 14:00 gibi yiyebildim. Soğuk ıspanak, meh.
  3. Telco sırasında ekran paylaşımım olsun, sesin daha senkron gidebilmesi için telefondan bağlanmış olmam olsun her şey yolunda gidiyordu. Tek sıkıntım benim dışımdaki 3 kişinin toplantı odasında bir anda kapılıp gidebildiği konuşmalarda mecburen dışarıda kalmam oldu. Bu beni zaman zaman cidden zorladı. Yani sohbet ve tartışma bazen gerçekten saman alevi gibi büyürken ben telefonun öteki ucunda “ama.. şöyle.. bi saniy.. gak.. guk” derken buldum.
  4. İstanbul klasiğinin Murphy kuralları ile kesiştiği yerde yaşamam gereken şey, pek tabii ki de ELEKTRİK KESİNTİSİydi. Evet, sunumun ortasında elektrikler kesildi. Ekranım karardı önce, bi anlam veremedim. Sonra laptopun kapağını açıp sunuma devam etmeye çalışırken, modemin ışıklarının gittiğini gördüm ve elektriklerin kesildiğini anladım. Mala bağlayıp ne yapacağımı düşünürken telefonumdan hotspot açmak aklıma geldi de sunuma devam edebildim. Yine bu da, saçma sapan bir andı.
  5. Telco bittikten sonra 1,5 saat kadar elektriğin gelmesini beklerken daha aydınlık diye mutfakğın kapalı balkon tarafında çalıştım. Soğuğa maruz kalmak biraz keyifsizdi.
  6. Normal zamanda ofisteyken daha fazla mola yaparken evden çalışırken, dış etkenler de minimum olduğu için çok daha uzun ve aralıksız çalıştığım periyotlar oldu. Bu iyi mi kötü mü bilemedim şimdi.

“E peki kar?” dediğinizi duyar gibiyim

Evet arkadaşlar… O haftalardır beklenen İstanbul karı 7 Ocak 2019 günü, benim direktörümden özel olarak izin alarak evden çalışma izni kopardığım gün, yağmadı. Böyle ince ince bir şeylar atıp durdu tüm gün ama sokaklar açıktı. Hatta bir ara güneş bile açtı ya.

Şirket politikası olarak ayda 2 kere Home Office yapabiliyoruz ve bu 2 gün aynı haftaya denk gelemiyor.

Ben bu satırları yazarkan, bütün gün yağması gereken karı içinde tutan sevgili gökyüzümüz artık içini dökercesine Acıbadem sokaklarını bembeyaza boyamakla meşgul.

Yollar tutmaya başladı ve IOS’un hava durum uygulaması yalan söylemiyorsa (fark ettiyseniz Buluttan uygulamasından artık umudu kestim!) gece 3’e kadar yağmaya devam edecek.

Yarın sabah, kar lastiği de henüz takılmamış olan şirket aracımla beraber yollarda olacağım. Ne diyeyim Mikail, eyvallah be. Eyvallah..

Bisiklet

2019

Hamburger Çalıştayı

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer