House of Cards ‘ı Mutsuz Hatırlayacağım

House of Cards, Netflix’in gerçekten de kült olmuş, en iyi dizilerinden bir tanesi. 2013 yılında yayınlanmaya başlayan dizi sayesinde, bilen bilmeyen tüm izleyiciler Amerika Birleşik Devletleri devlet işleyişi ve politik dünyasına hakim hale gelmişti. Demokratlar kimdir, cumhuriyetçiler kimdir, bir yasa önce meclisten sonra kongreden nasıl geçer, lobi firmaları kimlerdir ve daha bir çok şey! Ek olarak, Kevin Spacey’nin oyunculuk olarak bambaşka bir seviyeye çıktığı bu dizinin ilk yıllarına şahit olmak hepimiz için bir şanstı diye düşünüyorum. Kasım 2018’de, Kevin Spacey olmadan son sezonu ile karşımıza çıkan dizi ise, “Ah ya, gerek var mıydı gerçekten böyle bir şeye” dedirterek, izleyicilerini mutsuz eden bir veda ile ekranlardan ayrıldı. Yazının kalan kısmında, çoğu kez “spoiler”a da dalıp çıkarak dizi ile ilgili genel hislerimden ve son sezonun damağımda bıraktığı o buruk, tatsız, ekşi taddan bahsedeceğim.

House of Cards Gerçekten de Kaliteli Bir Diziydi

House of Cards dizisinin sezonlara dağılmış IMDB puanlama tablosu.
House of Cards’ın başarılı bir dizi olduğu gerçeği, bölüm puanlamalarına da yansıyor.

House of Cards ‘ın Kevin Spacey’nin başrolünde harikalar yarattığı 6 sezonunun 5’inde, IMDB kullanıcılarından aldığı oy ortalamasının 8 – 9.5 arasında değişiyor olması kesinlikle süpriz değildi. Woody Alen tarafından literatüre sokulan ve sinemada / televizyonda dördüncü duvarın yıkılması olarak tabir edilen aktörün bulunduğu hikayeden çıkarak direkt olarak kameraya bakarak seyirciye konuşması, dizinin hikaye anlatımındaki en büyük farklılıklarından biriydi. Kevin Spacey’nin oyunculuğu ve ses tonu ile beraber kaliteli metin yazımına sahip bu monologlar şahsen beni büyülüyordu. Bu monologların yanında yine ara ara Frank’in kameraya bakıp gözlerini devirmesi ve yaptığı herşeyi bizim tarafımızdan izleniyorken yaptığının bilincinde olmamızı sağlayan hareketleri büyük keyif veriyordu. Başkaları için önemsiz olabilir ancak o dönemde hayatımızdaki yeri günden güne artan dijital dünya ve mesajlaşma uygulamalarının dizi akışında görsel olarak ekrana yansıtılmasından ve karakterlerin yazışmalarına da şahit olmak şahsen hoşuma gidiyordu.

Frank Underwood dördüncü duvarı yıkarak direkt olarak bize konuşuyor.

Uzun yıllar boyunca Demokrat Parti’de görev alan Frank Underwood ile tanıştığımızda kendisi “Whip” yani “Kamçı” olarak tabir edilen bir roldeydi: Milletvekillerinin parti menfaatlerine uygun olarak oy vereceğinden “emin olmak” için görevlendirilen kişi. (Aynı zamanda bu terim, Amerikan siyasetinden öğrendiğimiz ilk konsept olabilir. Rol hakkında detaylı bilgi almak isterseniz, tık tık.) Frank ile beraber onun donuk hatta robotik denebilecek eşi Claire’in, güç ve mevkii için yapmayacağı şey olmayan, acımasız insanlar olduğunu her bölümde tekrar tekrar öğrenirken, bu yolun başkanlık koltuğuna kadar gideceğinden hiçbirimizin şüphesi yoktu.

Şimdi geriye dönüp baktığımda; Beyaz Saray’daki oval ofise ulaşmak adına yapmadıkları pislik, çevirmedikleri entrika kalmayan bu çiftin ikinci sezonun sonunda bu koltuğa oturmaları ile beraber House of Cards dizisinin bitmiş olmasını çok yürekten bir şekilde dilerdim.

Yokuş Aşağı İniş

Güce tapan Underwood çiftinin oval ofise girmesi, hikaye anlatımı açısından da bir çözüm anıydı. Bu çözümden sonra dizi tekrardan farklı bir hikaye arkı inşa etmek zorunda kalmıştı. Yeni karakterler, yeni hikayeler, yeni düğümler, yeni zirve noktaları ve yeni çözümler… Bu noktada heyecanla beklediğimiz en büyük paralel hikaye; Frank ve Claire’in yediği bokları gün yüzüne çıkartmak için uğraşan gazeteci grubunun amacına ulaşıp ulaşamayacağıydı. İnsanlar böyledir çünkü; saatlerce plajda inşa ettiğimiz kumdan kalenin tek bir dalga ile yok olmasını izlemekten aldığımız keyif gibi zirveye çıkışını sapıkça bir zevkle izlediğimiz Frank ve Claire’in de aynı şekilde yok olmasını izlemekten tarifsiz bir zevk alacaktık. (Diziye ismini veren House of Cards ‘ın da kağıtlardan yapılan kule anlamına geldiğini ve bu kulelerin en büyük özelliğinin görkemli bir şekilde yıkılmaları olduğunu hatırlatmak isterim.)

Üçüncü sezon ile beraber diziye dahil olan Rusya Devlet Başkanı Petrov ve Doug Stamper’ın daha önce Rousso’nun cinayetinde kullandıkları Rachel Starr ile olan ilişkisi hikayeye yapılan başarılı eklemelerdi diye düşünüyorum. Bununla beraber diziye dahil edilen Tom Yates karakteri ise asla ısınamadığım bir diğer yeni karakterdi. Dördüncü sezon ile beraber Claire karakterinin daha fazla ön plana çıkmaya başlaması ve en az Frank kadar aç gözlü ve gücü elde etmek için yeri gelirse Frank’i bile ezip geçmeye kararlı bir karakter olarak anlatılmaya başlanması hikayenin geleceği için bize net bir mesaj veriyordu.

Entrikalarla elde ettiği ABD başkanı koltuğunu koruyabilmek için Cumhuriyetçi başkan adayı Conway ile giriştiği amansız mücadele ve bu mücadelede global terör örgülerini ve siber suçluları kullanmak ve gereken yerlerde oy verme süreçlerini bile manipüle etmesi klasik Frank Underwood hareketleriydi. O koltuğunu korumaya çalışırken, onun ipliğini pazara çıkarmaya çalışanlar da vitesi arttırarak çalışmaya devam ediyordu. Böylelikle her alanda düşmanlarıyla çarpışan Frank yıpranıyor ve çöküşe yaklaşıyordu. Bu hikaye arkının sonucunda biz izleyiciler zevkle Underwood çiftinin yaptığı kötülüklerin hesabını vererek dibi görmesini ve kağıttan evin yıkılmasını bekliyorduk artık.

Frank ve Claire Underwood çifti oval ofiste kalabilmek için ellerinden geleni ardına koymuyorlar.

Çöküş

İşte tam böyle bir ortamda beşinci sezonun sonuna yaklaşırken Kevin Spacey, gerçek hayatta akıl almaz bir skandal ile gündeme oturdu. Anthony Rapp isimli oyuncu, genç yaşta sette Kevin Spacey tarafından sette taciz edildiğini açıklaması ortama bomba gibi düştü. Kevin Spacey bir süre sessiz kalsa da sonrasında bu durumu kabul ettiğini bir tweet ile duyurdu, bunu yaparken de aynı zamanda eşcinsel olduğunu açıkladı. İnsanlar bunu, skandalın etkisini dağıtmak amacıyla yapılmış ve samimi olmayan bir açıklama olarak gördüler ve Kevin Spacey’e duyulan nefret daha da arttı.

Netflix, en beğenilen orjinal yapılmarından House of Cards ‘ın herşeyi olan aktörün karışmış olduğu bu durum karşısında afalladı ve çok büyük bir açmaza düştü – hikayeyi tamamlamadan fişi çekmek ya da Kevin Spacey olmadan bu gemiyi fırtınalı bir denizde başarıyla limana yanaştırmak. Riskli de olsa Netflix ikinci yolu tercih etti.

House of Cards'da başkanlık sırası artık Claire Underwood'da.

House of Cards ‘ın son sezonu bizi nelerden mahrum etti?

  • Son sezona, taciz skandalına karışan Kevin Spacey’in diziden ayrıldığı haberiyle başladık. Kevin Spacey’nin olmadığı bir House of Cards ‘ı hayal etmek bile garip, şahsen bu yol tercih edilmese ve dizi 5. sezonun sonunda bitse çok daha daha iyi olurdu.
  • 5. Sezonun sonunda kameralara dönüp “My Turn!” diyen Claire’in başkanlık koltuğuna geçeceği ve ABD’nin ilk kadın başkanını göreceğimiz kesindi zaten. Ama bununla beraber; Frank’in öldüğünü öğrendik. Nedeni? Nedenini kimse bilmiyordu. Meh.
  • Claire’in oval ofise girmesiyle beraber dizi bir kez daha bir “çözüm” yaşamıştı. Son sezona devam edebilmek için tekrardan bir hikaye arkı inşa etmek zorunda kalmışlardı ki takdir edersiniz ki bu gerçekten yorucu bir şey.
  • 5. Sezonun yıldızları ve ABD siyasetindeki görünmez eli temsil eden, “Başkanlar gelir gider ama biz kalırız” diyen Jane Davis ve Mark Usher çok daha kısıtlı rollerdeydi ve bunu görmek can sakıcı oldu.
  • Nereden geldikleri belil olmayan ve ABD başkanına istedikleri yasayı çıkarttırmak için gerekirse suikaste bile yeltenebilecek kadar pervasız olan Shepherd ailesi bir anda gökten zembille nasıl hikayenin bu derece girebilirler? Ne yazık ki bu da hiç ama hiç oturmadı.
  • Kişisel verilerin korunması ve erişimi ile ilgili yükselen trend ve hassasiyete oynamak adına Shepherd ailesinin bir app yapması ve bu app ile insanları takip ediyor olmaları yine eğreti duran elemetlerdendi. Neden yani?
  • Claire’in Mark dahil kimseyi dinlemeyip kendi başının dikine gitmesi, Petrov ile Suriye hakkında gizli anlaşmalar yapması dizinin ilk sezonlarını hatırlatan entrikalar barındırdığı için son sezonun olumlu hatırlanan anlarındandı.
  • Cathy Durant’ın cenazesinden sonra (buna az sonra geleceğim) Claire’in 3 hafta boyunca Beyaz Saray’dan çıkmayarak “Bu kadın devleti yönetecek yetkinliğe sahip değildir, Anayasa’nın 25. maddesi gereğince görevden alınsın” diye kamuoyu oluşmasına sebep olması, aynı şeyin Trump için de yapılması için dualara çıkan ABD’lilerin bu hassas noktasına yaplan ucuz bir göndermeydi diye düşünüyorum.
  • Claire’in onu indirmeye çalışan kabinesinin tümünü kovmasını ve onun yerine sadece kadınlardan oluşan bir kabine getirmesi?? Yani feminizm bu mu arkadaşlar? Gerçekten bu mu ya? Baya kötü.
  • İlk sezonlarda menapoza girdiğinin alt mesajlarını veren Claire’in bir anda Frank’in bebeğine hamile olduğunu açıklaması gerçekten de Marimar ya da Yalan Rüzgarı tadında bir hamleydi, kusmak istedim açıkçası.
  • Jane Davis neden öldü anlayan var mı? Zehirlendi mi? Eceliyle mi öldü? Bu saçmalık da rezillikti.
  • Cathy Durant’in sahte cenaze töreninden sonra hayatta olduğunu öğrenmemiz, onun bir videosunun ortaya çıkması aha yoksa falan dememiz ve sonra yine Claire’in suikastçileri tarafından öldürülmesi…… Bir şey demiyorum.
  • Her şeye muktedir ve açık açık toplantı odalarında başkana suikasti tartışan, planlayan Shepherd ailesinin reisi Bill’in hastalık nedeniyle gözlerimizin önünde eriyip gitmesi? Gerek var mıydı böyle bir şeye?
  • Bunun yanında abi Bill ve kardeş Anette’in böyle bir gücü ve varlığı miras bırakacakları bir çocukları bile yok 😀 Bu komik değil mi? Anette’in oğlunun aslında onun oğlu olmadığı ve Bill’in “Hayır o bizden biri değil” demesi çok saçma değil mi? Yani abi o zaman zaten ölmek üzeresin nedir bu hırs? Kime kalacak o kadar mal mülk?
  • Claire’in yine toplumu manipüle etmek ve kaos yaratmak için ortaya attığı “Gerekirse Suriye’de nükleer bomba kullanmak zorunda kalabiliriz…” hikaye arkının saçmalığı? Yani nükleer füzeyi ateşleyecek adamı bile yanına çağırttı falan, ne için? O hikaye bağlandı mı bir yere? Yoo! Ne gerek vardı, ne gerek!
  • Claire’i yok etmek için and içen ve göreve koyulan Doug Stamper’ın oval ofiste Claire tarafından bıçaklanarak ölmesi ile dizinin son bulması… Yani bu mu gerçekten? Böyle mi bitmeliydi bütün hikaye. Underwood’ların yaptıkları her şey yanlarına kaldı, Claire beyaz sarayda birini öldürse de başkan olmaya devam edecek 100 yaşında doğuracağı kimden olduğu belli olmayan bebeğini doğuracak ve hayatına devam edecek yani şimdi öyle mi?

Çok üzücü, çok. House of Cards ‘ı hep mutsuz hatırlayacğaım.

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer