MasterChef Türkiye: Liyakat Her Şeydir

Yemek yemeyi oldum olası çok sevmişimdir. Bu keyfime nazaran yemek yapma konusuna adım atmam ise çok sonra gerçekleşmiştir. 2015 yılında Chef’s İstanbul‘un Temel Mutfak Kursu programına katılarak yemek yapma işine profesyonel olarak giriş yapmış oldum. Gümüşsuyu’ndan Taksim’e çıkarken hemen solda yer alan binanın alt katındaki bu samimi mutfakta, 4 hafta boyunca gerçek anlamda yemek yapmayı öğrendim. Her hafta çorba – ana yemek – yardımcı yemek ve tatlıdan oluşan bir menüyü, menüdeki en ufak öğeye kadar pişirerek başarıyla mezun oldum. Sertifikam hala dolabımda durur.

View this post on Instagram

Artık son haftaya girdik 🙂

A post shared by Mert Şenyuva (@mertvekendisi) on

O zamanlar ne kadar da şişmanmışım ya!

Hayatında ilk defa ciddi olarak mutfağa giren benim için bu gerçekten özgürleştirici bir deneyimdi. Zira yetişkin bir insan için en utanç verici bağımlılık türü, hayatta kalabilmen için ihtiyaç duyduğu gıdayı alabilmek için başkalarının merhametine muhtaç olmaktır diye düşünüyorum! (Ya da Yemeksepeti’nin kölesi olmak.) Kursun bana katmış olduğu en önemli şeyse özgüven olmuştu. İşin temel mantığını kavradıktan sonra önümde tarifi bulunan her yemeği yapabilirim diye düşünmeye başladım ve o günden beri de mutfakta vakit geçirip lezzetli yemekler yapmaktan büyük bir keyif alırım.

MasterChef Türkiye 

Türk halkı olarak bu aralar mutfak sanatları ve gastronomi bir kez daha ‘prime time’ gündemimize girmeyi başardı. Sebebi Acun Medya’nın Türkiye popüler kültürüne armağan ettiği bir diğer televizyon ithalatı olan MasterChef Türkiye. Dünyada Gordon Ramsay ve sivri kişiliği ile özdeşleşen bu programın yerli yapımında 16 yarışmacı 14 hafta boyunca kaliteli 3 yerli şef; Mehmet Yalçınkaya, Hazer Amani ve Somer Sivrioğlu’nun karşısında yemek yaparak hayatlarımıza misafir oldular. Gastronomi ve mutfak sanatları ile ilgili programları seyretmeyi çift olarak çok sevdiğimiz için program hemen ilgimizi çekti. Özlem’le beraber Pazartesi ve Salı akşamları yatağa mutlak suretle aç girmemize sebep olan bu yarışmanın, diğer tüm Acun ithalatları gibi, orijinaline nazaran kalite olarak ciddi anlamda geride kaldığını ve insan ilişkileri, gerginlikler, azarlamalar, ağlamalar ve buna benzer bir çok alaturka özellikle öne çıktığını söylemeden edemeyeceğim.

MasterChef Türkiye ekibi

Yarışmada yaptıkları yemekten çok oynadıkları roller sayesinde -halk tabiri ile- meşhur olma peşinde olan bariz karakterler vardı. Ruh hastalığı artık tüm Türkiye nezdinde tescillenmiş olan ve umuyorum ki çok kısa bir sürede ruh hastalığı sebebiyle tedavi altına alınacak Murat Özdemir bunların en başında geliyor. Öte yandan çok çok kısıtlı kapasitesi ile çok uzun süre sinirlerimizi yıpratan Mehmet Sur da bir diğer gereksiz karakterdi. Madalyonun öteki tarafında kaliteli yemek yapmak için uğraşan; Hakan, Kerem,Esra, Uğur ve Burcu gibi karakterler yarışmayı izlenir kılan unsurlardı. Bu saydıklarım, yarışmanın ilk gününden başlayarak yaptıkları yemekler ile ön plana çıkmak isteyen, kendini geliştirmek için zorlayan ve çıkardıkları tabakların kalitesi olarak tatmin edici yarışmacılardı.

Bu yarışmacılar arasında Kerem ve Burcu ise kişisel olarak seyretmekten en keyif aldığım ve desteklediğim ikiliydi. Bu iki ismin Pazartesi akşamı final için karşı karşıya gelmeleri ve Burcu’nun finale bir kale yarışmadan elenmiş olması ise benim için buruk bir an oldu. Gerçekten yaptıkları kaliteli yemekler ile diğer yarışmacılardan çok farklı bir yere konumlandırdığım bu ikilinin finalde karşılaşması en büyük dileğimdi.

Master Chef yarışmacılarından Kerem ve Burcu Kadıköy'de yan yana.

Liyakat neden önemli?

Dönüp baktığımda bu alaturka öğelerle bezeli programda daha kaliteli tabakların çıkmasını ve daha profesyonel değerlendirmelere daha iyi olmaları için zorlanmalarını isterdim. Sadece ve sadece raiting kazanabilmek içine kaliteden verilen ödünler sayesinde, çok boş bir popüler kültürün paydaşları haline geldiğimizi hissediyorum. Sadece kimilerine komik ya da halktan biri gibi geldiği için ön plana çıkan insanların değil, gerçekten liyakat sahibi insanların başarı ve popülarite kazandığı örneklere her şeyden çok ihtiyacımız var.

Yine bununla paralel olarak, çok çok uzun yıllar sonra elenme konusunda SMS oylaması garabetinin olmadığı bir yarışma seyrettiğim için o kadar mutlu oldum ki size anlatamam. Eğer ki SMS oylaması olsaydı bahsettiğim ruh hastası profilindeki yarışmacılar prim yapacak ve liyakat sahibi yarışmacıları eleyecekti belki. Toplumsal hafızamızda yıllar sonra böyle bir olayın yer alması bence değerli – çoğunluğun dikte ettirdikleri değil, layık olan kişilerin, kuruluşların, oluşumların ilerlemesine izin verilmelidir. Doğru olan şey budur. Son 20 yılda bu gerçeklikten tehlikeli derecede koptuğumuzu düşünüyorum.

The Final Table

Önümüzdeki Pazar akşamı canlı yayında Kerem ve Uğur’un yarışacağı final bölümüyle MasterChef Türkiye ekranlara veda edecek. Ama gastronomi ile ilgileniyorsanız hiç üzülmeyin, size muazzam bir tavsiyem daha var. Netflix orjinal yapımlarından biri olan The Final Table; kesinlikle hayatımda seyrettiğim en kaliteli yemek yarışması. Birbirinden yetenekli şeflerin kıyasıya yarıştığı bölümlerde servis edilen tabakların kalitesini gördüğünüz zaman, ne kadar üst düzey bir kitle ile karşı karşıya olduğunuzu hemen anlayacaksınız.

Her bölümünde bir ülkeye ve o ülkenin yemeklerine odaklanılan yarışmanın jüri koltuğunda ise ilgili ülkeden ünlü kişilerle (İtalya’da bu isim Alessandro Del Piero’ydu mesela!) ülkenin en ünlü yemek eleştirmenleri oturuyor. Sunulan yemekleri Masterchef Türkiye yarışmasında sunulan tabaklarla karşılaştırdığınızda eminim ki sizin de içinizi bir burukluk kaplayacaktır.

The Final Table’ın fragmanını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz:

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer