Toplu Taşımada Kitap Okuyan İnsanlar

Toplu taşıma araçlarında kitap/gazete/dergi okuyan insan sayısının ülkenin gelişmişlik oranı ile birebir etkili olduğunu düşünüyorum, sizce de öyle değil mi?

Yıllarca Amerikan filmlerinde tasvir edilen uzun metro yolculukları ve bu yolculuklar sırasında elinden kitaplarını düşürmeyen karakterler izlemek, nedenini bilmediğim bir huzur hissi verirdi bana. O karakterlerin hayatlarının çok düzenli ve kontrol altında olduğunu düşünürdüm:

  • İşe giderken herhangi bir kaos ortamına girmiyorlar ve suratları asık değil, demek ki işlerini seviyorlar.
  • Çantalarında her zaman için kitap bulunduruyorlar demek ki kitap okumayı seviyor ve buna önem veriyorlar.
  • Zamanlarını boşa harcamayı sevmedikleri için metroda geçirdikleri dakikaları bile kitap okuyarak değerlendiriyorlar, demek ki yaşadıkları hayatı seviyorlar.

Tamam, gerçekte o kadar da mükemmel hayatlar yaşanmadığını ve gördüklerimin bir film olduğunu biliyordum tabii ki ama, yine yani benim içinde bulunduğum toplu taşıma araçları da her zaman bir kaos, her zaman bir karmaşa tablosu çizdiler inadına. Metrobüs, otobüs, minibüs, metro… Buralarda kitap okumak bir yana dursun, çoğu zaman yolculuk için kendine bir yer bulmak bile büyük bir mesele. Kendilerine rahat bir yolculuk alanı bulan şanslı insanlar ışık hızıyla ceplerinden telefonlarını çıkartıyor ve inecekleri yere kadar gözlerini camdan dışarı bile çevirmiyorlar. Haydi haksızlık etmeyelim, belki de akıllı telefonlarından çeşitli djital haber kaynaklarını, blogları hadi hatta e-kitaplarını okuyor olabilirler belki ama, Allah aşkına söyleyin kaç kişiyi kapsar ki bu grup?

Bu dünyadaki en etkili pazarlama yönteminin televizyonlarda ve hemen hemen hayatımızın her köşesinde var olan ürün yerleştirme çalışmaları olduğuna inanıyorum. Bu yüzden belki de Apple’ın, Samsung’un hazırladığı ürün tanıtım videolarına benzer videolar çekmeliyiz. İnsanlara kitap okumanın ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlatmak, hissettirmek için. Her bir kitabın içerisinde var olan yeni evrenler, hayatlar, insanlar olduğunu anlatmalı ve insanları ikna etmeliyiz. Çünkü ikna oluyoruz. Günün sonunda hepimiz gözlerimizin içi parlayarak seyrediyoruz o akıllı telefonların tanıtım videolarını. Ömrümüzde hiç kullanmayacağımız ve faydasını görme ihtimalimiz bile olmayan özellikleri kullandığı için mutlu olan karakterleri seyredip sonrasında koşarak o ürünü satın almaya gidiyoruz, biz de tıpkı o videolardaki mutlu insanlara dönüşeceğiz umuduyla.

Kitaplar için de aynısını yapsak, olmaz mı? Bunu için projeler üretsek? Dizilerimizde daha fazla karakterler görsek kitap okuyan, kitap okumaktan keyif alan mesela? İnsanların zihinlerine bu sefer farklı bir amaç için eksek tohumları, bu sefer de böyle bir şey için algılarla oynasak çok mu kötü bir şey olur bu? Ödüllendirilen, özendirilen davranışların tekrarlanacağı çok açıkken  -küçük ya da büyük fark etmez- bu tarz projeler üretlimeli varsa iletişim yapılmalı ve sayısı arttırılmalı.

New York’ta yapılmış bir proje vardı 2012 yılından, benim anlatmak istediğim şeyin net bir örneği. New York metrosunda kitap okuyan insanların fotoğrafını çekip günlük olarak paylaşıyorlardı. Projenin İsmi Underground New York Public Library , mottosu da şu şekildeydi : “A reminder that we’re capable of traveling to great depths within ourselves and as a whole.” Yani, hem kendi içimizdeki derinliklere hem de toplu olarak bir yerlere seyahat edebilecek kabiliyette olduğumuzun bir hatırlatması. Proje kapsamında çekilen fotoğraflara göz atmak isterseniz linki burada: http://undergroundnewyorkpubliclibrary.com

Umuyorum ki biz de bir gün o seviyeye geliriz ve toplu taşıma araçlarında kitap okuyan insanların sayısı fazlalaşır. Hatta konu açılmışken, umuyorum belki bizim de bir gün New York Halk Kütüphanesi gibi ikon olmuş bir kütüphanemiz olur.

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer